URUMMİ’DEN RUM’A (ANADOLU)

Yazan: Araş. Yaz. Ali YILDIZ [1]

ÖZET

Tarihte kişi adı ve coğrafi adların, bazen etnik, aşiret, bazen toplum adlarına dönüşmesi yeni değildir.
Örneklerimiz, Diyar-ı Rum, Deşt-i Kıpçak, Hasan-ı Rumi, Celaleddin-i Rumi vb.

Bilindiği gibi bugünkü Türk vatanı Anadolu, binlerce yıl çok sayıda halk, kültür ve medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Geçmiş zamanlarda Naturi, Natoli, Anatoli, adlarıyla da anılmakla beraber yazılı tarihte, edebiyatta, şiirde en çok Rum adı kullanılmıştır.

Halklar yer yer, çoğunlukla yapılan etnik veya dini aidiyetleri yerine, oturdukları memleket adıyla da anılırlar. İstanbul Boğazının batısından olanlar Trakyalı, Tatarlar Kırımlı, Farslar İranlı, Moğollar için Asyalı gibi örnekleri sayabiliriz.

Biz bu çalışmamızda Rum adının kaynaklarına inerek, Anadolu’ya verilen Rum adıyla, Roma, Yunan, Grek ayrımlarını yapmaya çalışacak, özellikle de Rum sözcüğünün Anadolu’ya ad olarak verilişinin tarihi kökenlerine inmeye uğraşacağız.

GİRİŞ

1a-1b- Dünyanın en eski Haritası Kabul edilen Tablet Harita. British Museum

Yüzlerce aşiret  ve kavmin yaşadığı Anadolu topraklarında da bir grup insan Rum’lu(Rum) olarak anılmıştır. Gerçekte bir grup insan 1071’den önce bu topraklarda yaşamış egemenlik kurmuş olan Grek- Yunan etnisitesine mensuptu. Bazıları ise bu etnisitenin dışında kalan halklardır. Devletlerinin adı bazen bir valilik, beylik, bazen otonom bir devletçik, bazen Roma olmuş, bazen de Bizans olmuştur ama devlet ve egemenlik adına bakılmaksızın komşuları Arap ve İranlıların bu insanlara Rum, Sekene-i Rum ve topraklarına da Diyar-ı Rum, Memleket-i Rum demiş olduklarını görüyoruz. 

Herodot (M.Ö. V.yy) bugünkü İtalya’nın Toronto körfezinden (İapygia) bahsettiği halde mesela Roma’dan söz etmez. [2]

Yani Herodot zamanında dikkate alınacak bir Roma yoktu ve Anadolu ile ilgileri de yoktu. Ona göre Anadolu Rum değildi.

Strabon; özellikle batı Anadolu için “Burası bütünü ile Krezüs(Bergama Kralı- MÖ 560-546 ) tarafından yönetilen bir ülkedir. Zamanımızın yazarları (Miladi I’nci yy. yazarları) buraya Asia kıtasının devamı anlamında Asia demektedirler. [3]

“Bu yılın (İ.Ö. 129) consullerinden birisi olan M. Aquilius başkanlığındaki on kişilik bir Roma heyeti, Anadolu’nun batısında, Pergamon Krallığı toprakları üzerindeki ilk Roma eyaletini kurma çalışmalarına başladı. Anadolu’daki bu yeni Roma eyaletine, yerini aldığı krallığın, yani Pergamon’un adı değil, tıpkı Kartaca yerle bir edildikten sonra orada kurulan ilk Roma eyaletine “Africa” denildiği gibi, içinde bulunduğu kıtanın adı, yani “Asia” adı verildi.” [4]

Üstte, Strabon’un da dediği budur. Yani Strabon’a göre de Anadolu’nun adı Rum değildi.

Asia kıtasının adı batı Anadolu’da ilk Roma eyaletine verildikten sonra bunu ek olarak batılı yazar ve haritacıların Asia Minör, Küçük Asya, Klein Asie, Natoli, Anatoli, Naturi adlarını da kullandığını göreceğiz.

Yani Romalılar yaklaşık olarak 500 yıl (M.Ö.120- M.S.395) tek başlarına yönettikleri Anadolu’ya kendi adlarını-Roma-Rum- vermediler.

Uzunca bir zaman halk arasında şimdiki Anadolu toprağının Rum(Grek) toprağı zannedildiği de yaygın bir kanaattir. Bir de tarihin kullanılmasıyla uluslararası politik pozisyon kazanma ve hak iddia etme yönü var. Ancak bu yazıda bunlara girmeyeceğiz.

RUM ADININ EDEBİ VE FOLKLORİK YANSIMALARI

Ptolemaois Atlası, Dünya Haritası

Burada, çıplak terimler sözlüğü yerine, kullanılan sözcük ve terimlerin hikâyelerini de katarak, daha okunur bir metin oluşturmak, bir bakıma tezimizi ete kemiğe büründürmek istedik.

O halde “Rum İlleri” teriminin beş yüz yıl önceki bir hikâyesi ile başlayalım.

Büyük bir stratejist olan Yavuz Sultan Selim, ordusunu susuz çölde perişan etmemek ve Mısır’ı fethetmek için kış aylarını beklemiş, 1517 Yılında Filistin Çölü’nü geçip, Memluk Sultanı Sultan Gavri’yi yenerek Kahire’ye girmişti. Yavuz’dan 1800 yıl önce Makedonyalı İskender de aynı taktiği uygulamış, çöl yerine Gazze şeridini kullanarak kış aylarında Mısır’a girmişti.

Hikâyenin gerisini yazarımızdan dinleyelim: [5]

“Mısır’ın fethi tamamlanmış, Osmanlı ordusu Nil kıyısında istirahate çekilmişti. Asker için yapacak bir şey kalmamıştı. Mısır’ın kavurucu sıcağı askere iyi gelmiyordu. Sıcak, sinek, bataklık, orduda homurdanmaları başlatmıştı. Ailelerini özleyen emir ve komutanlar da aynı dertten mustaripti. Ancak şedit bir padişah olan Yavuz’a kimse bir şikâyette bulunmaya cesaret edemiyor, dişini sıkarak sabrediyordu. El altından artık İstanbul’a, Başkent’e, Dersaadet’e dönmek için asker teşvik ediliyordu.

Vezir-i Azam Yunus Paşa bu hareketi alttan alta destekliyordu. Bu haberler Yavuz’un kulağına çalınmış ve sırdaşı Hasan Can’a;

“Lalamız başıyla oynuyor” demişti. Nihayet Yeniçeriler, Padişah’ın çok saygı gösterdiği Kemal Paşazade’ye müracaat ettiler. Kemal Paşazade de kellesinden korkuyor ama münasip bir dille bu isteği iletmeyi istiyordu.

Yavuz atına binip yanındaki emir ve subaylarla bir gezintiye çıkmıştı. Kemal Paşazade yanındaydı. Ona sordu:

Asker Kahire’de ikametten usanmış derler, sen ne dersin?
Evet efendimiz, kulunuzun da kulağına çalındı.
Asker ne söyler?
Vallahi efendim pek malumatım yok ama birkaç gün evvel Nil kıyısına gezerken bir Yeniçeri türkü
söylüyordu onu duymuştum.
O nasıl bir türküdür?
Gazâb-ı Hümayuna uğramaktan korkarım Sultanım!
Söyle söyle..
Kemal Paşazade biraz düşündü ve Türkü’nün bir dörtlüğünü okudu:

Nemiz kaldı bizim Mülki Areb’de
Nice biz dururuz Şam-ü Haleb’de
Cihan halkı kamu iyşü tarabde,
Gel ahi gidelim Rum illerine.

Vatan hasretini anlatan güzel bir türküdür.
Yavuz, Kemal Paşazade’nin yüzüne manalı manalı baktı, ama bir şey söylemedi.
Şehre döndüğünde Vezir-i Azam Yunus Paşayı çağırıp İstanbul’a dönüş hazırlıklarının başlamasını istedi”.

Türkü, Kemal Paşazade’ye atfedilse de, gerçekten bir Yeniçeri’nin mi, yoksa Kemal Paşazade’nin mi doğrusu bilinmiyor.

Ama bir gerçek var ki asker Mısır’dan Rum illerine dönmek istiyordu.. Türkçesi Rum illeri, Arapçası

Diyar-ı Rum..

Peki, Yavuz’un askeri Mısır’dan Rum illerine derken; Rum adıyla Yunan ili veya Grek İli mi demek istemişti? Dönmek istediği yer Rumların vatanı mıydı?

Rum ili adının aslı neydi?

Anadolu’ya Diyar-ı Rum demekle Rum toprağı oluyorsa, Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’ye ne demek lazım? Üstelik Doğu Türkistan hem Türk toprağı, hem de Anadolu’ya 10.000 km uzakta. Urumçi’nin sonundaki “çi” küçültme eki, Küçük Urum. Bu adın üzerinde inceleme yapmış olan var mı bilmiyoruz.

Denilebilir ki; iyi ama Urumçi’nin başında “U” harfi var. Onun da bir izahı var.

Türk halkı R ile başlayan kelimelerin başına U, İ, I, gibi sesli harfler getirerek konuşur. Recep-İrecep, Rumeli-Urumeli, Rakam-Irakam, Rakı-Irakı, Ramazan-Iramazan gibi. Bir kişinin adı Ramazan ise ve biri ona Iramazan diyorsa, hitap eden adam Türk’tür hükmü pek de yanlış olmaz.

Halk ozan ve şairlerinde bu söyleyişin örnekleri çoktur.

Karacoğlan bir Türküsünde: [6]

Bizim ilde URUM olur UÇ olur
Sızılaşır bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Bir başka koşmasında; [7]

Dolandım da geldim RUM ile Şam’ı
Sevdiğim yüzünün nuru kalmamış.
Uğrun uğrun da aşinalık ederken,
Şimdi söyleyecek dilin kalmamış.

Bu dörtlükte önemli bir bilgi vardır. Ozan, yaşadığı coğrafyayı tarif etmiştir. Urum Anadolu, Uç ise, Uç-İli, İçel, bunun karşıtı Taşeli’dir (Taş İl-Dış İl). Selçuklu geldiğinde burada Bizans bakiyeleri çoktu.  Onun için Osmanlı ve Selçuklu’da buraya Yunan Vilayeti de denmiştir.

Osmanlı Vergi (Tahrir) Defterlerinde Vilayet-i Anadolu Defteri Batı Anadolu’yu( Kütahya, Saruhan, Balıkesir vs), diğer bir defterde Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri diye adlandırılmıştır. Burada Kayseri Konya, Beyşehir, Akşehir, Niğde, İçel, Karaman vilayetleri vardır. Rum adı Osmanlı’da Orta Anadolu’ya münhasır bir ad olarak kalmıştır.

Rumeli Tahrir Defteri ise ayrıdır. Osmanlılar Trakya’ya fethettikten sonra oradaki Türk nüfus azlığını tamir etmek ve şenlendirmek amacıyla Anadolu Yörük aşiretlerini Trakya topraklarına iskân ettiler. Peki, Türkler Trakya’yı Yunanlardan mı aldılar ki Rumeli dediler? Hayır. İlk savaşlar Sırplarla oldu. Sırp Sındığı, Kosova vb. Ama aldıkları yere Anadolu Türklerini gönderdiler ve yeni vatana Urum aşiretlerinin yerleştiği toprak anlamında Rumeli dediler.

RUM ADI BATIDAN MI GELDİ?

Anadolu Natolia

Rum adının en eski bağlantılarına doğru arayışımızı sürdürüyoruz.

M.Ö. 1200 yıl Anadolu’nun batı kıyılarında dişe dokunur bir medeniyet kurmuş olan halklar, kuzey batıdan gelen büyük bir göç dalgasının altında darmadağın oldular. Bu göç dalgasının yaratan Dorlar denilen ve Balkan yarımadasının Tuna sınırlarına yakın yaşayan bir halktı. Bu halk Karadeniz’in kuzeyinden gelen büyük bir halk kitlesi tarafından baskılandı ve yurtlarından edildi. Bu baskının Sakalar tarafından yapıldığını tahmin ediyoruz. Çünkü bir süre sonra Dorların yerini arkadan gelecek olan Sakalar alacaktır. Böylece Sakalar tarafından baskılanıp yurdunu terk eden Dorlar Batı Anadolu ve Miken topraklarına girdiler. Bunun sonunda Truva, Lidya yıkıldı, Peloponnes işgale uğradı. İşgale uğrayan topraklardaki halklar önce İzmir’e( Smirna) inip kendilerine gemiler temin ettiler ve düşman istilasından korunmuş topraklara veya adalara doğru göçtüler. Bir kısmı Mısır’a gitti ancak kabul görmeyip geri dönerek adalara yerleşti.

Batı Anadolu’da yaşayan ve Dor istilasına uğrayan bu halklardan bir grubun Lidyalılar olduğunu görmüştük. Lidyalıları da tek etnik halk olarak düşünmemek gerek. Çünkü o çağlarda etnisite ön planda değil. Lidya’da yaşayan bir grup başlarındaki Kral Tirsanos’un müsaadesiyle gemilerle yola çıkıp İtalya’nın kuzey batı kıyılarına vardılar. Vardıkları toprak insansız değildi. Burada yaşayan kuzeyli halklar vardı. Ancak Anadolu’dan gidenler o zamanın yüksek medeniyetine sahip oldukları için yerli halkı kendi içlerinde erittiler. Karşılaştıkları halkın diline de birçok kelime kattılar. Vardıkları yere Asyatik ad verme geleneğine ve daha sonra Turan-Türk göçlerinde gördüğümüz isim taşıma geleneğine uygun olarak, krallarının adına izafeten Tirsenoi ismini verdiler. Bugünkü Tiren denizi adı onlardan kalmıştır. M.Ö. 1200 yıllarında Anadolu’nun batısında yaşayan ve sonraları Ege Göçleri ile yurdundan ayrılıp İtalya’nın kuzey batısına yerleşerek o kıyılara Tiren denizi adının verilmesine vesile olan; ayrıca İtalya’da kurdukları en büyük yerleşim merkezine Rum-Roma adını veren Etrüsklerden bahsetmiştik. Etrüsklerin Turan-Türk dilli olduğu bugün bilim dünyasında tartışılmakta ise de kurganları, kültürleri, topak evleri itibariyle Türk kültür dairesine dâhil oldukları kesin gibidir.

Greklerin Thirsenois, Tirsenoi veya Tirsanoi dedikleri bu halkın Anadolu’daki başkentleri veya en önemli yerleşim yerleri, İzmir’in kuzeyindeki Yamanlar dağı etekleriydi. Henüz kazıları yapılmadı.

Lidya krallığında yaşayan Tirsenoi halkı Asya kökenli bir halk idi. Bu halka daha sonraki yıllarda Romalılar, Etrüsk adını verdi. Etrüsklerden günümüze kil ve maden üzerine yazılmış dokuz bin kadar belge kalmıştır. Etrüskleri araştıran uzmanlar onları önce bu yazılara bakarak Etrüsklerin Hint-Avrupa dili konuşan bir halk olduğunu söylemişler ancak sonra morfolojik bakımdan iddialarını ispatlayamamış, yanıldıklarını anlamışlardır. Çünkü Etrüsk dili Fin-Ogur kökenlidir.

Etrüskler bu mecburi göç sonunda ulaştıkları yere krallarının adını verdikleri gibi, yeni kurdukları şehre de geldikleri vatanın adını vermişlerdir. Geldikleri yerin adı Rum idi. Vardıkları yerde kurdukları yeni şehre de Rum-ROMA adı verdiler. Bugünkü Roma adı Etrüskçe’dir ve Anadolu’nun en eski bilinen adından taşınmıştır. Etrüskler, anavatanları Rum’dan göçerek, İtalya’da kurdukları başkente Rum, Roma adını verdiklerini batılı tarihçiler söylüyor. (Lissner. S.409 )

Şu soruyu sorup makul bir cevap bulmaya çalışalım:

Etrüskler İtalya’ya taşıdıkları Roma sözünü-adını- nereden öğrendiler?

Etrüsklerin doğudan göçtükleri ve muhtemelen Medlerin bir kolu olduğu tartışılmaktadır. Bu tartışma bir yana, Akadlar Anadolu’yu işgal edip 17 satraplık halinde yönetirken satraplıklardan biri de Lidyalıardı. Hatti Kralı Pampa önderliğindeki 17 devletçikten ibaret olduğu yazılan Anadolu birliği içinde Lidyalılar da vardı. Bu güç Akadlara yenildi. Akadlar Anadolu’yu 17 satraplık olarak uzun süre idare etmeye devam ettiler.(Memiş. E.Ç.T.T. S.32)

Diyebiliriz ki, aksi iddia edilinceye kadar Etrüskler de Roma- Rum- sözcüğünü Akadların Anadolu’ya egemen olduğu zamanlardan aldılar.

RAMSAY’DAN

Van Gölü çevresinde Urummu Satraplığı, (Ovrovmi Regius Satrapa)

Ünlü coğrafyacı ve araştırmacı W. Ramsay Anadolu yaylası için-parantez içleri bize aittir- söyle diyor:

“Böylece (Anadolu), her cihetten şarkla garbin arasında bir hudut, şark ve garp ruhlarının çarpıştığı bir cidal meydanı olmuştur.

Bu büyük cidal fikri, İlyada’nın tedrici teşekkülünde mühim bir amil(etken) olduğu gibi, Herodot’un destani tarihine de renk vermiştir… Tam iki asır Yunanistan ve İran bu iki düşman kuvvetlerin mümessili oldular. O zaman İskender’in zaferleri ki, – sonradan Roma’nın dehası ile tahkim edilmiştigarp(batı) ruhunu asırlarca ama zahiren(sözde) galip mevkide gösterdi.

Lakin bu zaferler hakiki değildi (gerçek değil yüzeysel). Romalılar Anadolu’da hüküm sürdüler, çünkü harikulade idare kabiliyetleriyle hükümet sistemini yaylanın insanlarına uydurmayı(adapte) bildiler. Bu bağlamda büyük şehirler zahiri olarak(görünürde) garp çehresi takındılar. Latin ve Yunan isimleri aldılar. Latince Yunanca hükümetin ve bürokrasinin lisanı oldu. Edebiyat ve çok derin gitmeyen tarih yalnız bu sathi(yüzeysel-derinliksiz) görüşü takip etti.

Ben de seyahatime başladığım zaman meselenin bundan başka olabileceğini hatırımdan bile geçirmiyordum Lakin ben de hakiki vaziyetin bundan tamamıyla başka olduğuna yavaş yavaş kani oldum. Miladın üçüncü asrında bile Yunanca, yayla halkının lisanı değildi. Büyük bir halk olan Lycaonia, Galatia ve Phrigia kendi lisanları ile konuşuyorlardı. Yalnız kitap yazanlar Yunancayı, hükümet erkânı Latinceyi kullanıyordu. Halk kendi dinini tutmakta devam ediyordu, Her ne kadar aydın tabaka kendi ilahlarını Yunan tanrılarıyla benzeştiriyor olsa da bunların hiç birinde Yunan ve Roma Tanrılarının evsafı yoktu. Tanrılar tamamen Asyatik idi.

…Bir dönem Yunan ve Roma isimleri alan şehirlerin… Baskı kalktıktan hemen sonra eski isimlerine
dönmeleri enteresandır. (Ramsay. S.24)

Çok daha sonra Hristiyanlık ve Bizans bir cebri değişim ve baskıyı kurup onların bir kısmını Hristiyanlaştırsa da Anadolu Hristiyanlığı asla garp Hristiyanlığı, hatta Bizans Hristiyanlığı olmadı.

Ramsay’ın bu olağanüstü analizinden anlaşılıyor ki; Anadolu başka egemenlikleri sözde kabul etti ama özde hep kendi olarak kaldı. Asia, Asia olarak kaldı, Rum olmadı.

O halde miladi asırlarda Anadolu için kullanılan Rum adı nereden geldi?

BATILI HARİTACILAR ANADOLU’YA RUM DEMEDİ

Dünyanın en eski haritalarından başlayarak günümüze kadar, Türkiye’yi gösteren bütün haritaların toplandığı Tarihte Türkiye Haritaları isimli eserden birkaç seçme ile batılı haritacıların Anadolu’ya verdiği ismi anlamaya çalıştık.8 Bu kitapta aşağıdaki haritacıların Anadolu için yazdıklarını sıraladık.

Claudios Ptolemaıos atlasından 1467 ‘de Fatih Sultan Mehmet tarafından aslına uygun olarak yenisi yaptırılan haritada Pontus Bitinia, ASİA Region, Paflillia, Cilitia, Galatia, Capadotia bölgesel ifadeleri vardır.

Giorgia Sideri 1565 tarihli haritada Anatol yazar.

Vincenzo Coronelli. 1690 tarihli haritada Natolia yazar.

Castori Romanorum Cosmografhi, Roma İmparatorluğunun 2000 yıllık yollarını kapsayan bir haritadır. Harita elimizde olup, tam boyutlu olarak yayınlamıştır. Toplam uzunluğu 7.4 m’dir. Bu haritada Anadolu, ASİA, Bithinya, Phrigia, Cappadochia, Cilicia, Caria, Lycia olarak bölgeler halinde gösterilmiş ancak Rum veya Roma adı kullanılmamıştır.

Katalan Atlası. 1375. Abraham Cresques tarafından yapılan haritada TURCHİA, yazılıdır.

1380 Gulliam Soler haritasında Turchia yazar.

Batılı haritacıların ve yazarların Anadolu’dan Rum veya Roma olarak söz ettiği bir kaynağa rastlamadık. Kitaptan aldığımız örnek haritaları yazının sonuna koyduk, bakılabilir.

RUM ADININ DOĞUDA KULLANILIŞI

Anadolu, Asie Minerve, Natolie

M.Ö. 3 ncü bin yılın sonlarında Anadolu’da Anadolu’nun yerli halkı olarak adlandırılan Hattiler(sonra Hititler), Frigler, Lidyalılar, Arzawalılar, Lukkalar, Luviler vardı. Fakat bu bölgesel güçlerin hepsi son durumda Akad krallığının egemenliğini kabul etmişlerdi. Bu dönemde Akad kralı Naram-Sin Anadolu’yu 17 valilik halinde yönetiyordu. İçlerinden bir tanesi de Türki krallığı idi. Türki kralın adı da İlşu-Nail idi. Ama sadece bir satraplık yani valilik büyüklüğünde.. Merkezi tam neresiydi bilinmiyor. (Memiş. S.32)

Buna ek olarak İran’da Ahamenişler’den önce kadim bir medeniyet kuran Medlerin de Sakalar’dan kopan bir kol olarak; onlardan önce Orta Asya’dan İran topraklarına yerleştiği ve Ön-Türk asıllı oldukları iddia edilmektedir. (Bayrakdar. Medler ve Türkler/ Yunanistan’da Saka Türkü Üç Filozof.) M.Ö. 2000 yılları.. Ortada Roma diye bir devlet yok, günümüzde kendilerine Rum dediğimiz Grekler de yok. [7]

Peki, Akadların torunu olan Araplar “Roma ve Rum’un olmadığı” bu Anadolu toprağına neden Rum dediler? Anadolu’nun adı çok uzun zaman Akadların ve onların torunu Arapların koyduğu Rum adıyla anıldı. Araplar bu adı atalarından miras aldılar.

Akadlar’dan İslam Peygamberi Hz Muhammed’e kadar bilgi ve belgemiz yok. İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in M.7nci asır başlarındaki mektubuna bakalım.

Hz Muhammed Medine’ye hicret ettikten(M.622 ) sonra çevresindeki İslam olmayan devlet adamlarına mektuplar yazıp, onları İslam Dini ’ne davet etti.

Bu mektup da Bizans kralı Heraklius’a yazılan davet mektubudur.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Allah’ın kulu ve Elçisi Muhammed’den Rum’ların Başbuğu Heraklius’a..”

Diye başlar bu davet mektubu.

Mektup hicretten 6 yıl sonra yazılmıştır. Yaklaşık olarak M. 628 yıllarına tekabül eder. Yani günümüzden 1400 yıl önce. ( Hamidullah. C-I, S.332 vd.)

Mektupta hitap ettiği kişi Bizans kralı Heraklius o yıllarda Anadolu ve Kuzey Suriye topraklarının hâkimidir. Devlet’in adı Bizans devletidir ama hükmettiği topraklar Araplar tarafından Rum olarak bilinmektedir. En yaygın söylenişi Bilad-ı Rum, Diyar-ı Rum, Rum Beldeleri, Rum Memleketleri demektir. M.620 yılında imparator Heraklius İranlılarla harb etmek üzere Avarlardan bir kısmını celb etmeye muvaffak olmuş ve bunları İran hududuna yerleştirmişti. Heraklius bu savaşta hırpalanmıştı. Sonra Tebük seferinde Hz. Muhammed’e yenilecektir.

Mesudi, Müru-ül Zeheb, Yedi Iklim Üzerine ara başlığında; “….Beşinci İklim, Şam, Rum ve ElCezire’dir. Altıncı İklim, Türk, Hazar ve Sakalibedir (bunların oturdukları yerlerdir) der. Arap tarihçisi Mesudi M.957 yılında öldüğüne göre eserin yazıldığı yıllarda Selçuklular henüz Anadolu’da olmadığından burası İklim-i Rum olarak belirtilmiştir. (Mesudi. S.25)

El-Ömeri Mesalik-ül Ebsar’da, “Turan’nın iki kısmından kuzeyde bulunanlar vardır ki orası Türkistan ve Mâverâü-nehir’dir. Turan elinin ikinci kısmı Harezm ve Kıpçak topraklarıdır, kuzeyden doğuya uzanır, doğusu Çin sınırıdır. Kuzeyinde Saklabların toprakları, güneyinde Horasan ve civarı, batısında Rum Denizi’nden Kırım’a kadar körfez bulunur. Bundan ötesi İslam yurdudur. Rum’un tamamı İslam topraklarıdır. RUM TÜRKLERİ’NİN topraklarının tamamı buradadır. RUM TÜRKLERİNİN kuzeyinde Konstantiniye bulunur.” (El Ömeri, S.26 vd)

El Ömeri (Ö.1331) zamanın yetkin bir tarihçisi sıfatıyla, o günün Türk coğrafyasını tarif ederken Anadolu’ya Rum demeye devam etmiş, Bizans’ı ise Konstantiniye olarak ayırmıştır. Rum olarak kastettiği Anadolu ana karasıdır.

Israrla ve sadece Arap kaynaklarında bulunan Rum adı nereden geldi? Çünkü Araplar kapı komşusu Anadolu’yu bildiklerinde orada Roma ve Yunan yoktu.

Anadolu’yu anlamak için, onun derin tarihi çevresine biraz vakıf olmak gerek.

Bir köprü veya at başı şeklindeki bu toprağa, eski medeniyetlerin insanları nereden ve hangi şartlarda geldiler?

Eski çağlara doğru kısa bir yolculuk yapalım.

Üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu yarım adasının en eski sakinleri çoğunlukla doğudan gelmişlerdir.

Efsanelerin dışına çıkarak tarihsel sürece bakıldığında Kafkaslar üzerinden Hattiler(Hititler),doğudan Hurriler, güney doğudan Akadlar, Karadeniz ve boğazlardan Luviler M.Ö. 3. bin yılda Anadolu’ya gelmiş görünmektedir.

Asya’da çoğalan insan kaynakları, bir birini iterek Anadolu ve çevresinde yerleşmiş ve eski çağ Anadolu medeniyetine katkıda bulunmuştur.

Biraz doğuya gidelim.

Anadolu’nun doğu komşusu İRAN topraklarında M.Ö. 3. Bin yılda Elamları görmekteyiz. Elamlar Asya kökenli bir halk olarak, İran’ın batısında ve Mezopotamya’nın doğusunda önemli yerleşimler ve medeniyet merkezleri kurmuş bir toplumdur. Başkentleri antik Sus şehridir. Elamların ve İran’nın kuzeyinde de Proto Alpen olarak adlandırılan, Türkistan’dan buraya göçen veya Türkistan bağlantısı olan halklar vardı. Bunların hangi itkilerle buraya taşındığına dair ancak teorilerden söz edilebilir.

Elamların öncesinde Persiya denilen bölgede sonradan İranlı olarak bilinen ve Hindistan tarafından gelen Proto- Negroidler olarak isimlendirilen başka halklar vardı.

Asyanik bir toplum olan Elamlar, Proto-Negroidleri yenerek topraklarına yerleşti. Bu halkın kuzeydoğudan gelen göç yolları, onların bugünkü Türkistan topraklarından buraya aktıklarını göstermektedir.

Kuzey-Doğu İran sınırında 1904’te bir Amerikan kazı grubu tarafından Rapfhael Pompelly başkanlığında söz konusu sınır bölgesi Anav’da yapılan kazılarda ortaya çıkan arkeolojik bulgular, daha sonra Damgan yakınlarındaki Tepehisar’da, Astarabad bölgesinde, Rey’de, Güney Batı İran’da Sus’ta, Dicle vadisinde yapılan kazılarla birlikte değerlendirildiğinde, Anadolu’ya doğru gelen bu akımın dil yapısı bakımından benzerlikler tespit edilmiştir.( Günaltay. S.9)

Ön Asya’ya kadar yayılan bu halk gruplarından, Elamlar, Kaslar, Lulubiler, Zağros Guttileri, Medye Haldileri, Fırat dirseğindeki Hurriler, Küçük Asya Hattileri, Likler(Likya-Lukka), Lidler(Lidya halkları) hatta İtalya’ya göçen Etrüsklerin, bitişken bir ana dil köküne bağlı oldukları tespit edilmiştir. Brakisefal kafa yapısına sahip ve bitişken dil kullanan bu halkların, Hindu-Germenlerden ve Samilerden olmadığı anlaşılmış, bunlara geldikleri coğrafyaya atfen Asyanik halklar denilmiştir. Bu halklar için Firdevsi’ye uyarak Ön Turanlılar adını uygun görmektedir. Daha sonraki yüz yıllarda Van Gölü çevresi ve kuzeyinde hâkim olan Urartular, Guttiler ve Kimmerlerin de dillerinin Ön-Turani olduğu artık çok iyi bilinmektedir. ( Günaltay. S.9)

Asyalı veya Ön Turanlı Elamlar, güney batı İran’da yaşarken kuzey Mezopotamya insansızdı. Elamlar bu insansız bölgeye doğru sarktılar.

Bu sırada Güney Mezopotamya’da Sümerler vardı. Sümerler Güney Mezopotamya’ya daha erken gelmiş Ön-Turani kökenli halkların oluşturduğu bir medeniyet kurmuş, Türkistan merkezli Anav kültüründen taşıdıkları tekerleği, seramik aletleri, geometriyi, Mezopotamya’ya getirmiş, yazıyı icat etmiş, bronz çağını başlatmış, astronomi, hukuk, tarım, sulama teknikleri gibi konularda insanlığa miras bırakmış bir medeniyetti. Bu medeniyet bir zaman sonra refahın artmasıyla savaşçı gücünü kaybederek kuzey tarafa yerleşmiş olan Elamlara yenildi. Elam bölgesi Batı İran yaylalarından Dicle Nehri ve Diyala nehri vadisine, Van Gölü’nün doğusunda günümüzdeki Urmiye Gölü civarına, yine
günümüzdeki Güney Azerbaycan’a hâkim olmuştu:

Sonradan bu medeniyetin sahiplerini savaşarak yıkan Akadlar, bu bölgeye YÜKSEK MEMLEKET anlamında Elamtu adını vermişlerdi. Ancak çok daha sonra İbraniler bu adı Elam olarak kayda geçirdiler ve artık Elam olarak anılmaya başladı. Oysa bu topraklara daha önceki yerliler Hatamti, Sümerler ise Nim veya Nin adını veriyorlardı.(Günaltay. S.10)

Akadların Yüksek Memleket(Elamtu) adını verdikleri bu bölgeye gelen halkın gerçek adı neydi, kimse bilmiyor.. Aralarında sıkı münasebetler bulunan Sümerler buraya Nim veya Nin adını vermişti. Görüldüğü gibi adını başkalarının verdiği bu halkın kendi adı gerçekten bilinmiyor.

Hiçbir medeniyet ortadan kalkmaz ve o medeniyeti kuranlar bir kısmı öldürülse de tamamen yok olmaz, bilakis dönüşür.

Sümerler Elam kültürüne yazıyı kattılar, birçok medeni vasıtaları hediye ettiler ancak kendileri de Elam savaşçılarının egemenliğine girerek dönüştüler.

Elamlar İran’ın güney batısında iki merkez kurdular. Bunlar Sus ve Avan siteleridir. Sus veya Şuşun, Şuşan adıyla anılan Sus-I ve Sus II merkezleri güneyde şimdiki antik şehir civarında ve Avan kuzeyde idi. Avan krallığı şimdiki Urmiye gölü civarıdır.

Elam yazısı ile Sümer piktogramları arasındaki benzerlikten, bir ana köke bağlı oldukları, bunların yazıyı Sümerlerden aldıkları veya kendi yazılarını(Proto-Elamit) bırakıp Sümer yazısını seçtikleri şeklinde yorumlar vardır. (Günaltay. S.10)

Sözünü ettiğimiz Elamlar, güneyde Sus ve kuzeyde Avan olarak iki egemenlik merkezi halinde devam ederken, Aşağı Mezopotamya’da yeni bir güç olarak doğan Akadlar; kral Sargon-I zamanında Elam’ın zayıflayan güney kanadını Sus’u ele geçirmeye çalışmıştır. Bu sırada kuzey kanadından Avan kralı Luhhi-İşan ile de çarpışmış ve bu harplerde Luhhi-İşan ölmüş ve onun toprakları Diyala vadisi ile Dicle’nin kuzey doğusu ( bu günkü Kuzey Irak) Akad kralının eline geçmiştir.

Akad kralı Sargon-I’e karşı birleşen kuzey-güney Elamlılar son bir çırpınışla isyan etmiş, ancak başarılı olamamışlar ve Sus antik merkezi de Akadların eline geçmiştir. Bir süre sonra yaşlı Akad kralı Sargon ölmüştür.

Böylece, Akad kralı Sargon-I’in yerine geçen oğul kral Urummi (M.Ö.2670-2660) Mezopotamya, Güney Doğu Anadolu ve Batı İran’ın hâkimi olmuştur. ( Günaltay. S.20-21)

Sargon’dan sonra 10 yıl kadar koca bir coğrafyayı idare eden Kral Urummi şerefine bu coğrafyaya Urum-Rum adı verilmiş olması yadırganacak bir şey değildir. Yukarıda örneğini verdiğimiz Elamtu ve Nin adları, isim verme geleneğinin varlığını göstermektedir.

SONUÇ

Bundan önce Doğu Anadolu’nun Van ve Urmiye çevresinde birbiri arkasına gelen ve Asyatik-Turani Sakalar’ın bir kolu olan Medlerden, onları ortadan kaldıran yine bir Turani bir kavim olan Elamlardan ve son olarak bunları da yenip İran’dan Akdeniz’e kadar egemenliğini kabul ettiren Sami kökenli Akadlardan söz etmiştik.

Rum adının ilk kez Akad Kralı Sargon’un oğlu Urummi’den alınarak bu coğrafyaya URUMMU’NUN MEMLEKETİ anlamında Rum denildiğini yazdık. Akadlar, Sami bir kavim olarak Arapların da atasıydılar. Dolayısı ile bu isim atalarından Araplara geçti ve Araplar bu ülkeye Rum adını kullanmaya devam ettiler.

Akadlar’ın bu adı kullandığı çağda İtalya merkezli Roma diye bir devlet ve şehir yoktu. Bugün kendilerine Rum dediğimiz Grekler de yoktu.

Her ne şekilde olursa olsun Anadolu’ya bu ad Akad kralı olan Urummu yoluyla gelmiştir.

Anadolu’ya Rum adının verilmesinin en eski kaynağı budur ve Sami bir toplum olan Akadlar bu adı İran’dan Akdeniz’e kadar yönettikleri bütün Anadolu’ya teşmil etmişler, devamında onların ahfadı olan Araplar da bu toprağa Rum, Diyar-ı Rum, Bilad-ı Rum demeye devam etmişlerdir. Rum adı, yaklaşık 2000 yıl kadar bu toprak için kullanılmıştır.

Araplar ve İranlılar tarafından kullanılmış olan bu adı, Türkler de İslam dinine girdikten sonra ve Anadolu’ya doğru göçerken Arap ve İranlılardan öğrenmişlerdir.

Bu topraklar miladi yıl başlangıcından 1071’e kadar uzun bir zaman Roma ve Bizans egemenliğinde kaldı. Binli yıllarda adı Asia, Asia Minör, Naturi, Natoli olarak harita ve partulanlara yazıldı. Natur, Naturi, doğal toprak, vatan gibi anlamlandırılabilecek isimler aldı.

Rum adı Selçuklular devrinden başlayarak, bazı sosyal grupların tarifinde de kullanılmıştır, Gaziyan-ı Rum, Baciyan-ı Rum, Dervişan-ı Rum, Abdalan-ı Rum gibi. Osmanlı İmparatorluğu devrinde resmi yazışma evrak ve bölgesel taksimat anlamında kullanılmış, Sivas bölgesi Rum olarak anılmıştır.

1075 yılında İznik merkezli olarak Anadolu Selçuklu Devletini kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Bizans Kralı Mikail Dukas ile çağdaştır. Bu yıllarda Mikail Dukas’a isyan edip, İmparatorluk iddiasında bulunan Bizanslı komutanlara karşı, Süleyman Şah krala yardım etmek üzere Rumeli yakasına asker göndermiş ve 1078 yılında bir antlaşma yapmıştır. Bu antlaşma ile Bizans, Selçuklu’nun meşruiyetini tasdik etmiş, Süleyman Şah’ın İznik ve çevresindeki egemenliğini tanımış oldu. Böylece bundan sonra batılı tarihçiler ve devlet adamları Anadolu’ya TURCHİA, TÜRKİYE, Türklerin toprağı adını verip, Türk egemenliğini kabullendiler. ( Sevim. S.26 vd.)

1078’den sonra bu topraklar Bizans kralı Mikail Dukas ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucu Başbuğu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın karşılıklı antlaşmaları sonucu Türkiye adını almıştır.

Anadolu için kullanılan Rum adının Grekler, Rumlar, Yunanlar ile bir ilgisi yoktur.

NOTLAR :

  1. Araştırmacı Tarihci Yazar – Emekli Öğretmen
  2. Herodot. İş B. Yay. İst. 2004.S.530
  3. Strabon. Antik Anadolu Coğrafyası. Ark & Sanat Yay. İst. 2005. S.2
  4. Kaya. M. Ali. Anadolu’da Roma Eyaletleri Sınırlar ve Roma Yönetimi/ dergipark.org.tr
  5. Tülbentçi. F.F. Yavuz Sultan Selim Ağlıyor. Akba Kitabevi. Ankara.1947. S.416
  6. www.antoloji.com/ Karacoğlan Türküleri
  7. Öztelli.C. Karacaoğlan. Milliyet Yay. 1970. S.223
  8. Tarihte Türkiye Haritaları. Katalog. Boyut Yay. Grubu. İst. 2019

KAYNAKLAR :

1-HERODOT TARİHİ. İş B. Yay. İst. 2004.
2-Strabon. ANTİK ANADOLU COĞRAFYASI. Ark. Sanat Yay. İst. 2005.
3-Kaya. M. Ali, ANADOLU’DA ROMA EYALETİERİ SINIRLAR VE ROMA YÖNETİMİ/dergipark.org.tr
4-Ramsay. W, ANADOLU’NUN TARİHİ COĞRAFYASI. MEB yay. 1939.
5- Günaltay. Ş, İRAN TARİHİ, C.I. TTK Yay. Ankara.1948
6- Tülbentçi. F.F, YAVUZ SULTAN SELİM AĞLIYOR. Akba Kitabevi. Ankara.1947.
7- Öztelli. C, KARACAOĞLAN. Milliyet Yay. 1970.
4- Bayrakdar. M, MEDLER VE TÜRKLER. Akçağ Yay. Ankara 2013
8- Bayrakdar. M, YUNANİSTAN’DA SAKA TÜRKÜ ÜÇ FİLOZOF. Akçağ Yay. Ankara 2013
9- Memiş. E, ESKİ ÇAĞ TÜRKİYE TARİHİ. Çizgi Kit. Konya 2001.
10- Lissner. İvar, UYGARLIK TARİHİ. Milliyet yay. İst. 1973.
11- Hamidullah. M, İSLAM PEYGAMBERİ. C-I, İrfan Yay. İstanbul 1995.
12- Mesudi. MURUC-EZ-ZEHEB. Selenge Yay. İst. 2004.
13-El Ömeri, Şihabeddin b.Fazlullah MESALİK-ÜL EBSAR. Selenge Yay.İst.2014.
14-Sevim. A, ANADOLU FATİHİ KUTALMIŞOĞLU SÜLEYMANŞAH. TTK Yay. Ankara 1990.
15-KARACOĞLAN ŞİİRLERİ. www.antoloji.com
16- Tarihte Türkiye Haritaları Boyut. İst. 2019