MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SAMSUN’A ÇIKIŞI

( 19 MAYIS 1919) 

Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Samsun’a geçerek ulusal mücadelenin filli olarak başladığı gündür.

ÖNCESİNDE 

Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 tarihinde imzaladığı Mondros Ateşkes anlaşması ile I. Dünya Savaşından mağlup olarak ayrıldığını kabul etmişti. Mondros Ateşkes Anlaşması sonrasında yurdun çeşitli yerlerinde işgaller başlamış ve ordunun büyük çoğunluğu terhis edilmişti. Anadolu topraklarında büyük bir otorite boşluğu ortaya çıkmış, başta Rum çetecileri olmak üzere çeşitli eşkıya grupları, sivil halka karşı cinayet, tecavüz, gasp veya işkenceler yapmaktaydı. 

Özellikle Samsun, Giresun, Ordu ve Trabzon hattında Pontus Rum hayallerini gerçekleştirmek isteyen Rum çetecilerin saldırıları üst düzeydeydi. Türk ahali ise bu saldırılara karşı güçleri ölçüsünde mukavemet göstermekteydi. Topal Osman önderliğinde kurulan direniş örgütleri Rum saldırılarına karşı ciddi başarı göstermekteydi. 

Bu saldırı ve direniş olayları işgal güçleri tarafından Türklerin Rumlara karşı gösterdiği saldırganlık olarak nitelendirilmişti. İstanbul; İngiliz, Fransız, İtalyan, ABD  zırhlı gemileri tarafından ablukaya alınmış ve işgal askerleri şehre giriş yapmıştı. 

Karadeniz’de olan olayları denetlemek ve araştırmak, bununla beraber İtilaf Devletlerini sakinleştirmek adına, Damat Ferit Paşa hükümeti bir heyeti bölgeye gönderme kararı almıştı.

VAHDETTİN İLE GÖRÜŞME 

Padişah Vahdettin’in tavsiyesi ile Anafartalar Kahramanı olarak bilinen Mustafa Kemal Paşa, Padişah Vahdettin’in makamına gitti.

1932 senesinde ABD Başkonsolusu olarak Ankara’ya atanan General Charles H. Sherrill, Mustafa Kemal Atatürk ile mülakatta bulunmuş ve bu mülakatı şöyle anlatmıştı.[1]  

General Charles H. Sherril, Atatürk’le yaptığı görüşmelerin diğer batılı liderlerle yaptığı görüşmelerden farklı olduğunu belirtir. Nedenini de şöyle açıklar;

-“Mustafa Kemal’in konuyu açıklama biçimi. Gazi görüşmelerinde zaman zaman masadan bir kağıt parçasını önüne alır, renkli kalemlerle krokiler, haritalar, şemalar çizer, böylece savaşı ya da söz konusu olayın geçtiği yerleri ve adı geçen kişilerin konumlarını şekillerle gösterirdi. Örneğin Mustafa Kemal, Samsun’a hareket etmeden önce sultanla son görüşmesini şöyle anlatmıştır.”

“Odaya girdiğim zaman, sultan şurada bir masanın yanında oturuyordu, (odanın çabucak çizdiği krokisinde sultanın bulunduğu yeri kırmızı kalemle işaretlemişti). Ben burada idim (burası da mavi kalemle noktalanmıştı). Bir pencere vardı (pencerenin bulunduğu yere bir P harfi koymuştu). Sultan benimle konuşurken durmadan pencereden dışarı bakıyordu.”

Heyecanla sormuştum:

-“Acaba pencerenin dışında ne vardı?”

Mustafa Kemal bu sorunun cevabını vermeden önce, önündeki kağıda mavi kalemle gemilerin krokisini çizmiş ve sonra bana dönerek:

“Yıldız Sarayı’nın hemen karşısında, Boğaz’da demirli duran müttefik donanmasına bakıyordu” demişti.

Böylece, siz de bu görüşmede bulunmuşsunuz gibi, her şeyi görmüş, her konuşmayı dinlemiş oluyordunuz.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Padişah Vahdettin’le son görüşmesini anlatmak için, General Charles H. Sherrill’e çizdiği kroki.

 

Şimdi bir de Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı ile Osmanlı saltanatının son padişahı arasındaki ayrılış görüşmesinin ayrıntılarını Atatürk’ten dinleyelim:

“Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda Vahdettin’le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş! Manzarayı görmek için oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa sola çevirmek kafi idi. Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:

“Paşa paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, (elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti:) tarihe geçmiştir.” O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükunla dinliyordum:

“Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa paşa, devleti kurtarabilirsin!” Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahdettin ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: “Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.” Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lazımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırırsam, Vahdettin’ in arzularını yerine getirmiş olacaktım.

-“Merak buyurmayın efendimiz, dedim, nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım. İrade-i seniyeniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım.” “Muvaffak ol!” hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım. Naci Paşa, padişahın yaveri, fakat benim hocam, derhal benimle buluştu. Elinde ufak muhafaza içinde bir şey tutuyordu. “Zat-ı şahanenin ufak bir hatırası” dedi. Kapağının üzerine Vahdettin’in inisiyalleri işlenmiş bir saatti: “Peki, teşekkür ederim” dedim.

“Sonra, sanki Yıldız Sarayı’ndan çıktığımızı ve hareket etmek üzere olduğumuzu gizlemek, saklamak ister gibi bir ihtiyatla, ayaklarımızın patırtısını işittirmekten korkarak, saraydan uzaklaştık.”

*Amerika Büyük Elçisi General Sherrill

Mustafa Kemal’in 9. Kıta’at Müfettişliğine atandığını gösteren belge

Mustafa Kemal 9. Kıta’at (Kıtalar) Müfettişi olarak görevlendirilmişti. 

Mustafa Kemal’e eşlik için görevlendirilen 18 kişilik bir komuta ve yardımcı zabit kadrosu eşlik edecekti. 

 

Bandırma isimli bir vapura binen heyet 16 Mayıs 1919 tarihinde öğlenden önce İstanbul’dan yola çıktı.  İstanbul’dan hareket eden gemi Karadeniz sahiline ulaşıncaya kadar bir İngiliz Zırhlısı onları takip etmiş, Bandırma Vapuru Karadeniz sularına ulaşınca fırtınalı havanın avantajını kullanarak izini kaybettirmişti. 

İlk mola 17 Mayıs 23.00 sularında İnebolu Limanı’nda yapıldı. İkinci mola 18 Mayıs’ta öğlen saatlerinde Sinop Limanı’nda verildi. Üsteğmen Hikmet Bey karaya çıkarak geleceklerini Samsun Tümen Komutanlığına bildirdi. 

Bandırma Vapuru, ertesi gün Samsun Tütün İskelesi’ne yanaştı ve askeri heyet indi. 

MİLLİ MÜCADELENİN BAŞLAMASI 

Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa ilk incelemelerinde Rum çetecilerin saldırılarından kaynaklı olaylar olduğunu tespit edip durumu İstanbul’a bildirmişti. Yetkisi dahilinde Canik Mutasarrıfını görevden alır ve yerine yenisini atadıktan sonra Türk halkının kendini müdafasının meşru olduğunu bildirir ve işgal askerlerine aldırmaksızın her türlü saldırıya karşı müdafaa yapılmasını emretmiştir.

Kendisine emredilen Türk direniş örgütlerini kırmak yerine desteklemiş ve yenilerinin ortaya çıkması teşvikinde bulunmuştur.

Samsun’da işgal güçlerinin olması nedeniyle Mustafa Kemal Paşa 25 Mayıs günü Havza’ya yönelmiştir. Konya ve Ankara kolordu komutanlıkları ile telgraflaşmış ve bölgelerin genel durumu hakkında bilgi almıştır. 

28 Mayıs 1919 günü Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerine telgraf göndermiş ve İzmir’in işgaline karşılık protesto mitingleri istemiş, akabinde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde 96 miting düzenlenmiştir. 

Bu durumdan rahatsız olan İstanbul hükümeti Mustafa Kemal Paşa’yı derhal İstanbul’a geri çağırmıştır. 

Harbiye Nezaretine (Savunma Bakanlığına) bir telgraf çekerek oyalayan Mustafa Kemal Paşa, 12 Haziran 1919 günü Amasya’ya geçmiş ve burada bir genelge yayınlayarak bağımsızlık mücadelesini fiilen başlatmıştır.  

 

NOTLAR: 

1 – https://isteataturk.com/g/icerik/Mustafa-Kemal-Ataturkun-kaleminden–Padisah-Vahdettinle-son-gorusmesi-Yildiz-Sarayi-Istanbul-051919/1480