MİRYAKEFALON (DÜZBEL) SAVAŞI

17 Eylül 1176 – Beyşehir Gölü yakınları

Geçitte Bizans ordusuna pusu kuran Türk askerleri. Resim : Gustave Doré

Miryakefalon (Düzbel) Savaşı 17 Eylül 1176 tarihinde Beyşehir Gölü civarında gerçekleşen Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. Kılıçarslan komutasında ki Selçuklu Türkleri ile İmparator I. Manuel Komnenos komutasında ki Bizans İmparatorluğu arasında gerçekleşen ve Selçuklu Türklerinin zaferi ile sonuçlanan bir savaştır. 

Selçuklu Türkleri, büyük bir ordu ile ilerleyen Bizans ordusunu Beyşehir yakınlarında bir geçitte sıkıştırarak muazzam bir zafere imza atmışlardır.

Bu savaşın sonucuyla beraber, Bizans’ın Türkleri Anadolu’dan geri püskürtme umutları tamamıyla sona ermiştir.

ÖNCESİNDE

1158 ve 1161 yılları arasında bir dizi Selçuklu ve Bizans saldırıları sonrasında Selçuklu hükümdarı ve Bizans hükümdarı arasında bir barış görüşmeleri başladı ve bir anlaşma ile sonuçlandı. Bu anlaşma çerçevesinde her iki tarafta birbirlerine saldırmayacak ve kalıcı bir sulh olacaktı. Barış görüşmelerinin hemen ardından Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan, Konstantinopolis’i ziyaret etti ve burada İmparator I. Manuel Komnenos tarafından onur konuğu olarak muamele gördü. Bu olayın ardından uzun yıllar iki güç arasında açık bir düşmanlık oluşmadı. Buna rağmen Bizanslılar, Selçukluları Anadolu’dan göndermek istediği için, bu anlaşma kırılgan bir barıştı. Bizanslılar, bir asır önceki Malazgirt Savaşı’ndan bu yana kaybettikleri Anadolu topraklarını kurtarmak isterken, Türkler daha verimli kıyı topraklarına kadar ilerlemişlerdi. [9]

Selçuklularla uzun süren barış sırasında İmparator Manuel, askeri gücünü diğer cephelerde kuvvetlendirmeyi başardı. Batıda Macaristan’ı mağlup etti ve tüm Balkanlar üzerinde Bizans kontrolünü dayattı. Doğuda Kilikya’yı yerel Ermeni hanedanlarından aldı ve Antakya Haçlı  Prensliği’ni vasal statüsüne indirmeyi başardı. Ancak Bizans ile barış, Kılıç Arslan’ın iç rakiplerini ortadan kaldırmasına ve askeri kaynaklarını güçlendirmesine de izin verdi.

Suriye’deki en güçlü Müslüman hükümdar olan Suriye Selçuklu hükümdarı Nureddin Zengi’nin 1174’te ki ölümüyle halefi Selahaddin daha çok Mısır ve Filistin ile ilgilenmeye başladı.

İktidardaki bu değişim Kılıç Arslan’a Doğu Anadolu’da ki Danişmend emirliklerini yok etme ve kardeşi Şahinşah’ı Ankara yakınlarındaki topraklarından çıkarma fırsatı verdi. Manuel’in vasalı olan Şahinşah ve Danişmend emirleri Bizans’ın korumasına kaçtılar. 1175 yılında, Kılıç Arslan, bir antlaşma ile son zamanlarda fethettiği toprakların önemli bir bölümünü Bizanslılara teslim etmeyi reddettiğinde Bizans ve Anadolu Selçukluları arasındaki barış bozuldu. [10]

HAZIRLIK

Lopadion (Bursa-Karacabey) yakınlarında ordusunu toplayan Manuel, Selçuklu sınırına doğru ilerlemeye başladı. Ordu Laodikeia (Denizli), Chonae (Honaz), Lampe, Celaenae (Afyon), Choma ve Antakya’ya kadar ulaştı.

Kılıç Arslan müzakere etmeye çalıştı ancak Manuel gücünden emindi ve  yeni bir barışı reddetti. [11] Manuel, Andronikos Vatatzes’in komutasında bir grup birliğini Amasya üzerinden göndererek, Selçukluların ana şehri Konya’ya doğru çift koldan ilerlemeye başladı. Her iki rota da Türklerin kolayca saklanıp pusu kurabilecekleri yoğun ormanlık bölgelerden geçiyordu ve Amasya’ya doğru hareket eden ordu böyle bir pusuda yok edildi. Türkler, daha sonra Miryekefalon’da ki savaşta Andronikos’un kafasını mızrak üzerine sergileyerek Bizans ordusuna gözdağı verdi.  [12]

Selçuklu Türkleri, ayrıca Manuel’in yürüyüşünü zorlaştırmak için ekinleri yok ettiler ve su kaynaklarını zehirlediler. Kılıç Arslan, Bizans ordusunu Menderes vadisine, özellikle de Miryekefalon kalesinin yakınındaki Tzivritze ( Kufi çay boğazı) dağ geçidine zorlamak için taciz etti. 

Manuel, bölgenin pusu için elverişli olması gerçeğine ilerlemeye karar verdi. Bu kararında  orduda yaşanan yiyecek ve su kıtlığı buna ek olarak orduda dizanteri patlak vermesi, Manuel’i pusu tehlikesi ne olursa olsun geçişi zorlamaya karar vermeye zorlayan nedenlerdendi. [13]

SAVAŞ

Birçok tarihçi, Bizans kuvvetinin olağanüstü büyüklükte olduğu konusunda hemfikirdir. Tarihçi John Haldon, ordunun 25.000-30.000 kişi olduğunu tahmin ederken, John Birkenmeier bunu yaklaşık 35.000 kişi olarak hesaplamıştır.[3][14] İkinci sayı, kaynakların orduya eşlik eden 3.000 kişilik bir ikmal bölüğünün 30.000-40.000 kişiyi desteklemek için yeterli olduğunu belirtmesinden kaynaklanmaktadır.4]  Birkenmeier, ordunun 25.000 Bizans askeri içerdiğine, geri kalanının ise Manuel’in akrabası Macaristan III. Béla tarafından gönderilen bir müttefik bir Macar birliği ve Antakya Prensliği ve Sırbistan tarafından sağlanan haraç kuvvetlerinden oluştuğuna inanmaktadır. [15] [16]

Bizans Tamagata Birlikleri

Bizans ordusu, geçide şu sırayla giren bir dizi tümene bölündü: büyük ölçüde piyadeden oluşan bir öncü (diğer tümenler piyade ve süvari karışımından oluşuyordu) ve ana bölüme (doğu ve batı Tagmata birliği) ek olarak Antakyalı Baldwin’in (Manuel’in kayınbiraderi) önderliğindeki sağ kanat (büyük ölçüde Antiochenes ve diğer Batılılardan oluşur); kapatma ve kuşatma birlikleri; Theodore Mavrozomes ve  John Kantakouzenos liderliğindeki Bizans sol kanadı, imparator ve seçtiği birlikler ve son olarak deneyimli general Andronikos Kontostephanos’un komutasındaki arka bölüm. [4] [17]

Muharebe için Selçukluların sayılarının tahmin edilmesi mümkün değildir. Birincil kaynaklar, diğer Selçuklu seferleri için rakamlar vermektedir. 1160 yılında John Kontostephanos, 22.000 Selçuklu Türkünü mağlup etti ve yaklaşık 20.000–24.000 Türk, 1177’de Menderes nehri vadisini işgal etti. [4][18] Ancak günümüz tarihçiler, çeşitli Selçuklu halef devletlerinin en fazla 10.000–15.000 kişi olabileceklerini iddia etmektedirler.[19] Muhtemelen 1071 Malazgirt Muharebesi’nde 20.000-30.000 civarında askerin bulunduğu çok daha büyük ve birleşik Selçuklu İmparatorluğu göz önüne alındığında, Miryakefalon’da ki muhtemel Selçuklu gücü için daha yakın bir tahmin olabilir. [20] Anadolu Selçuklu devleti bölgesel olarak Selçuklu İmparatorluğu’ndan çok daha küçüktü ve muhtemelen daha küçük ordulara sahipti, örneğin 1097’deki Dorylaeum Savaşı’nda ki ordusunun 6.000-8.000 arasında olduğu tahmin ediliyor.

Bizans öncüsü, Kılıç Arslan’ın birlikleriyle ilk karşılaşan oldu ve ana tümen gibi, birkaç zayiat vererek geçidi geçti. Muhtemelen Türkler mevzilerine tam olarak yerleşmemişlerdi. [21] Bu tümenler, daha yüksek bir yere çekilmek zorunda kalan Selçuklu askerlerini çıkarmak için piyadelerini yamaçlara gönderdiler. Aşağıdaki tümenler bu önlemi dikkate almadılar ayrıca kapalı saflarda savunma oluşumunu sürdürmemek konusunda ihmalkâr davrandılar ve okçularını etkin bir şekilde konuşlandırmadılar.[22] İlk iki Bizans tümeni geçidin en ucundan çıktığında, arka bölüm tam girmek üzereydi. Türkler hala geçişte olan bu bölünmeler üzerindeki tuzağını kapatmalarına izin verdi. Yükseklerden inen Türk saldırısı, özellikle Bizans sağ kanadını yardı. Bu saldırı sonucu oluşan Bizans ordusunda ki bölünmeyle paniğe kapılan Bizans askerleri çabucak bütünlüğünü yitirmiş ve bozulmuştur. Sağ kanat tarafından ağır kayıplar verildi ve komutanı Baldwin öldürüldü. [23] Türkler daha sonra saldırılarını arkadan gelen kapatma ve kuşatma birliklerine karşı yoğunlaştırdı. Yük hayvanlarını vurarak yolu boğdular. Sol kanat bölümü de önemli kayıplar verdi ve komutanlardan olan John Kantakouzenos, Selçuklu askerlerine karşı savaşırken öldürüldü.[24] 

Geri kalan Bizans birlikleri, önlerinde meydana gelen katliam ve Türklerin de arkalarına saldırmaya başladığını fark ederek paniğe kapıldılar. Kör edici bir toz fırtınasının ani inişi, Selçuklu birliklerinin de kafasını karıştırmış olsa da, Bizans kuvvetlerinin toparlanmasını destekleyemedi. [25]

İmparator,  subayları tarafından ikaz edildi ve disiplini yeniden kurararak, geçitten sağ çıkabilen askerlerinden oluşan kuvvetlerini bir savunma hattına dönüştürdü. [25] Geçitten geri çıkan John ve Andronikos Angelos, Constantine Makrodoukas ve Andronikos Lampardas’ın komuta ettiği zarar görmemiş birlikler ana tümene yeniden katıldılar. 

Ordunun geri kalanı geçitte saldırı altındayken, geçit dışında kalan birlikler ve ana tümenler müstahkem bir kamp inşa etmişlerdi. Andronikos Kontostephanos komutasındaki arka tümen, imparatordan biraz daha geç kampa ulaştı ve çok az  kayıp vermişti. [26]

Gece, Selçuklu atlı okçuları taciz saldırıları devam etti. [25]  Ertesi gün Türk okçular kampın etrafını dolaştılar; Manuel, sırasıyla John Angelos ve Constantine Makrodoukas liderliğindeki iki karşı saldırı emri verdi, ancak genel bir eylemin yenilenmesi söz konusu olmadı. [28]

SONUÇ

Her iki tarafta ciddi kayıplar vermiş olmasına rağmen. Selçuklular,  Manuel’in kuşatma birliğini ele geçirmiş ve yok etmişti. Bizanslılar, Iconium (Konya) ‘a herhangi bir saldırıda bulunmadan, artık sefere devam edecek durumda değillerdi. Ayrıca Selçuklu Sultanı, barışın bir an önce yeniden tesis edilmesini istiyordu; Bir ateşkes müzakere etmek için Gabras adında bir elçiyi Nisa’lı bir savaş atı ve bir kılıç hediyeleriyle birlikte Manuel’e gönderdi.[32] Bu görüşmeler sonucunda, Manuel’in kalelerini yıkması ve Bizans-Selçuklu sınır topraklarında bulunan Dorylaeum ve Sublaeum’da ki garnizonları boşaltması şartıyla Bizans ordusunun rahatsız edilmeden geri çekilmesine izin verildi.  [33][34]

Manuel’in kendisi de Malazgirt yenilgisini, ordusundan önce Konstantinopolis’e kaderini Romanos Diogenes’in kine benzeten bir mesaj göndererek, Malazgirt’in yenilgisiyle kıyasladı.[35] Manuel’e elçi göndererek barış teklifini başlatanın, tersi değil padişah olması dikkat çekicidir. Kılıç Arslan’ın güçlü bir pozisyondan müzakere etmesine rağmen, kuvvetlerinin Bizans ordusunu yok etme kabiliyetine sahip olduğunu düşünmediği sonucu kaçınılmazdır.  Kılıç Arslan’ın savaşı yenileme konusundaki isteksizliğinin olası bir nedeni, düzensiz birliklerinin büyük bir kısmının, savaşa devam etmekten çok, aldıkları ganimeti güvence altına almakla çok daha fazla ilgilenip ordusunu ciddi şekilde zayıflatmış olmasıdır. [36]

SONRASINDA 

Miryekefolon’u gösteren harita

Miryekefalon, Bizanslılar için önemli bir yenilgi olmasına rağmen, Bizans ordusunun yeteneklerini maddi olarak etkilemedi. Bu, Bizanslıların ertesi yıl Menderes Nehri üzerinde Hyelion ve Leimocheir’de Selçuklulara karşı kazandığı önemli zaferin altını çizmiştir. İronik olarak, bu savaş Myriokephalon’un tersiydi ve Selçuklu ordusu, Bizans generali John Komnenos Vatatzes’in kurduğu klasik bir pusuya düştü. Manuel bir miktar başarı ile Selçuklularla daha küçük savaşlarda buluşmaya devam etti ve 1179’da Kılıç Arslan ile muhtemelen avantajlı bir barış yaptı.[37] Ancak, Malazgirt gibi, Miryekefalon’ da çok önemli bir olaydı ve bunu takiben Anadolu’daki iki güç arasındaki denge yavaş yavaş değişmeye başladı ve ardından Bizans, Anadolu’nun iç kesimlerine hakim olmak için rekabet edemedi. [38]

Miryekefalon Savaşı, Manuel döneminde yapılan ilerlemelere rağmen İmparatorluğun Orta Anadolu’daki Selçuklu gücünü yok edemediğini kanıtladığı için askeri etkiden çok psikolojik bir etkiye sahipti. Esasen sorun, Manuel’in, Türklerin daha acil meselesiyle uğraşmak yerine İtalya ve Mısır’da bir dizi askeri macerayla dikkatinin dağılmasına izin vermesiydi. Bu, Padişah’a rakiplerini ortadan kaldırması için yıllar vermiş ve sahada Bizans ordusuyla yüzleşebilecek bir kuvvet oluşturmasını sağlamıştı. Selçuklu askeri gücünü inşa etmek için gereken yıllar olmasaydı, savaş olamazdı. Dahası, saldırı sırasında Manuel, önündeki rotayı etkili bir şekilde araştırmamak ve kıdemli subaylarının tavsiyelerini görmezden gelmek gibi birkaç ciddi taktiksel hata yaptı. Bu başarısızlıklar, güçlerini doğrudan klasik bir pusuya sürüklemesine neden oldu. Ancak Manuel’in generalliğini savunurken ordusunu çok etkili bir şekilde organize ettiği açıktır. Ordu, her biri kendine güvenen ve küçük bağımsız bir ordu olarak hareket edebilen bir dizi “tümen” den oluşuyordu; Ordusunun büyük bir kısmının kendisine verilen pusuda hayatta kalmasına izin veren şeyin bu örgüt olduğu ileri sürüldü.[39]

Manuel’in tutumunun önemli bir yönü, öncünün piyadelerden oluşmasıydı. Piyadeler dağlık arazide çalışırken süvarilerden çok daha iyi birliklerdir ve piyade minibüsünün geçide hakim olan yüksek yerden herhangi bir Selçuklu askerini çıkarmak için tasarlandığı anlaşılıyor. Selçukluları geçitten silemedi ve bu başarısızlık Bizans yenilgisinin başlıca nedeniydi. Buna ek olarak, birliklerini önde gelen iki tümen komutanları kadar etkili bir şekilde konuşlandırmayan sağ ve sol kanatların komutanları tarafından generallikte bir başarısızlık olduğu görülüyor. [40]

Manuel’in ölümünden sonra, imparatorluk anarşiye sürüklendi ve bir daha asla doğuya büyük bir saldırı düzenleyecek konumda olamadı. Miryekefalon’un yenilgisi, Bizans’ın artık imparatorluk tarafından sonsuza kadar kaybedilen Anadolu platosunu kurtarma girişimlerinin sonunu getirdi. [41]

KAYNAKÇA 

  1.  Treadgold1997 , s. 635.
  2.  Savaş, Selçuklu Sultanlığı’nı kurtarması açısından belirleyiciydi, ancak iki savaşan taraf arasındaki askeri denge, sonucundan büyük ölçüde etkilenmedi. Bizans Küçük Asya’nın büyük kısmı, savaştan sonra bir yüzyıldan fazla bir süre muhafaza edildi. Magdalino 1993 , s. 99. “Yenilgi anında [Manuel] her ne söylediyse, Malazgirt ölçeğinde bir felaket değildi… Choniates bile Küçük Asya’daki sınırın çökmediğini kabul ediyor.”
  3.  Haldon 2001 , s. 198.
  4.  Birkenmeier, s. 180.
  5.  Hendy 1985 , s. 128.
  6.  Birkenmeier 2002 , s. 131.
  7.  Magdalino 1993 , s. 98. “Konya’dan bir günlük yürüyüş sırasında, Myriokephalon’un harap kalesi yakınlarındaki Tzibritze’nin daralmalarında uğradığı yenilgi buna paralel olarak aşağılayıcıydı. Türkler büyük katliamlar yaptılar, büyük miktarda ganimet aldılar ve İmparatoru ele geçirmeye yaklaştılar. Dorylaion ve Sublaion’un yıkılması karşılığında padişahın ateşkes teklifini minnetle kabul eden kendisi. “
  8.  Bradbury 2004 , s. 176. “Manuel ile birlikte Macar müttefikleri ve Antakyalı kayınbiraderi Baldwin de vardı. Baldwin suçlandı ancak öldürüldü. Bizanslılar ağır kayıplar verdi. Kilij Arslan şartlar teklif etti ve Bizanslıların çekilmesine izin verildi.”
  9.  Magdalino, s. 76–78
  10.  Magdalino, s. 78 ve 95–96
  11.  Angold 1984 , s. 192.
  12.  Choniates 1984 , s. 103.
  13.  Choniates 1984 , s. 101; Haldon 2001 , s. 141–142.
  14.  Birkenmeier, s. 132.
  15.  Macar birlikleri tarafından komuta edildi Palatine Ampud veLeustach Rátót , Transilvanya Voyvodası . Markó, László (2000), Macar Devletinin Büyük Onurları, Budapeşte: Magyar Könyvklub, ISBN 963-547-085-1
  16.  Birkenmeier, s. 151.
  17.  Choniates 1984 , s. 102; Haldon 2001 , s. 142.
  18.  Birkenmeier, s. 54.
  19.  Nicolle, s. 24
  20.  Haldon, s. 85
  21.  Haldon 2001 , s. 142.
  22.  Choniates 1984 , s. 102
  23.  Choniates 1984 , s. 102; Haldon 2001 , s. 142–143.
  24.  Choniates 1984 , s. 104.
  25. Haldon 2001 , s. 143.
  26.  Choniates 1984 , s. 105.
  27.  Choniates 1984 , s. 105–106. Manuel, Romanos Diogenes’in kaderini düşünmüş ve yakalanma endişesi yaşamış olabilir. Ancak durumu Diogenes’inkinden çok farklıydı. Önceki imparatorun durumundan farklı olarak, Manuel’in birlikleri savaş alanından dağılmamıştı, yenilgilerinin ardından bir araya gelmişlerdi ve hala kendilerini savunabiliyorlardı.
  28.  Choniates 1984 , s. 106. Karşı saldırılara öncülük eden iki generalin, önceki gün ihmal edilebilir kayıplara uğrayan birliklere komuta etmesi dikkate değerdir. Bizans karşı saldırılarının çok az şey başarmış olması muhtemeldir, çünkü açık bir ülkeye girdiklerinde Selçuklular daha ağır zırhlı Bizans süvarileriyle yakın çatışmaya girmeye isteksizlerdi ve Bizanslılar daha fazla pusuya düşme korkusu nedeniyle çok uzaklara gitmek istemiyorlardı.
  29.  Hendy 1985 , s. 128.
  30.  Birkenmeier 2002 , s. 131.
  31.  Choniates 1984 , s. 107. Muhtemelen saç derisinin saç derisi, Türklerin saçlarını farklı bir tarzda giymeleri nedeniyle gerçekleşti.
  32.  Choniates 1984 , s. 107. Temsilci olarak görev yapan “Gabras”, muhtemelen Kılıç Arslan’ın veziri İktiyar ad-Din Hasan ibn Gabras’tı. 12. yüzyılın başlarında Trabzon’u yöneten Yunan kökenli Gabras ailesinin bir üyesiydi. Manuel’in ilk kuzeni John Tzelepes Komnenos da dahil olmak üzere Selçuklu’da istihdam edilen bir dizi önde gelen Yunan aristokrat vardı.
  33.  Angold 1984 , s. 192–193.
  34.  Treadgold 1997 , s. 649.
  35.  Choniates 1984 , s. 108.
  36.  Finlay 1877 , s. 195.
  37.  Angold 1984 , s. 193; Magdalino 1993 , s. 99–100.
  38.  Marka, s. 12
  39.  Birkenmeier, s. 132
  40.  Choniates 1984 , s. 102.
  41.  Haldon, s. 144

KAYNAKLAR

Birincil kaynak 

  • Choniates, Niketas (1984), Historia , İngilizce çeviri: Magoulias, H. (O City of Byzantium: Annals of Niketas Choniates), Detroit, ISBN 0-8143-1764-2

İkincil kaynaklar 

  • Angold, Michael (1984), Bizans İmparatorluğu 1025–1204, siyasi tarih , Longman, ISBN 978-0-58-249060-4
  • Birkenmeier, John W. (2002), Komnenos Ordusunun Gelişimi: 1081–1180 , Boston: Brill, ISBN 90-04-11710-5
  • Bradbury Jim (2004), Orta Çağ savaşına Routledge arkadaşı , Londra: Routledge, ISBN 0-415-22126-9
  • Marka, Charles M. (1989). “Bizans’ta Türk Unsuru, Onbirinci-Onikinci Yüzyıllar”. Dumbarton Oaks Kağıtları . Washington, Columbia Bölgesi: Dumbarton Oaks, Harvard Üniversitesi Mütevelli Heyeti. 43 : 1–25. doi : 10.2307 / 1291603 . JSTOR  1291603 .
  • Finlay George (1877), A History of Greece , III , Oxford: Clarendon Press
  • Haldon, John (2001), Bizans Savaşları , Stroud: Tempus, ISBN 0-7524-1777-0
  • Hendy, Michael (1985), Bizans Para Ekonomisinde Çalışmalar c. 300-1450 , Cambridge: Cambridge University Press, ISBN 0-521-24715-2
  • Magdalino, Paul (1993), Manuel I Komnenos İmparatorluğu, 1143–1180 , New York: Cambridge University Press, ISBN 0-521-30571-3
  • Nicolle, David (2003), The First Crusade 1096–99: Conquest of the Holy Land , Birleşik Krallık: Osprey Publishing, ISBN 1-8417-6515-5
  • Treadgold, Warren (1997), Bizans Devleti ve Toplumu A History , Stanford: Stanford University Press, ISBN 0-8047-2630-2